Yine bir sınav süreci geldi ve geçti. Bazı öğrenciler çalışmasının karşılığı olarak, bekledikleri gibi bir puana ve sıralamaya sahip oldular, bazı öğrenciler çok çalıştılar ama istedikleri sonuçları elde edemediler. Bir de son grup var, çok fazla beklenti ile sınava hazırlanmayan ve hiç de fena olmayan sonuçlar elde edebilmişler. Öncelikle, bu sürecin sadece hayatınızın küçük bir parçası olduğunu hatırlatarak, yazıma devam etmek isterim.
Tercih dönemi geldi ve hepiniz hedeflerinize yönelik okullar, şehirler ya da bölümleri tercih etmek istiyorsunuz. Kritik nokta ise, sıralamanızın istediğiniz üniversiteye yetip yetmemesi ve bu durumda ne yapacağınızı her zaman bilememeniz. Hatta bu süreçte, ailelerde ne yapacaklarını bilemiyor ve aslında sakinleştirici görevi görmeleri gerekirken, süreci daha da sancılı hale getirebiliyorlar; çünkü onlarda evlatları için iyi şeyler isterken bazen çaresiz hissedebiliyor. Peki, bu sürecin yumuşak ve sancısı az şekilde geçmesi mümkün değil midir? İlk olarak incelenmesi gereken nokta, evladınızın ruhsal durumu, sınav sonucuna nasıl tepki veriyor, beklentilerini karşılıyor mu yoksa beklentilerinin aşağısında mı? Neden böyle bir yaklaşım kritik oluyor; çünkü bu süreç yüksek oranlarda çocuklarımızın süreci, bizlerin değil. Evlatlarımızın 18-19-20’li yaşlarda olduğunu göz önüne alırsak, öncelikle onların taleplerini dinlememiz ve en hassas nokta ise, bu talepleri nasıl dile getiriyorlar buna bakmamız lazım. Talepleri dile getirmek ile nasıl dile getirildiği aynı şeyler olmamakla beraber, birbirlerini etkileyen faktörlerdir. Çocukların öncelikle dinlenmesi gerekir, “DİNLEMEK” ilk yapılması ve cevap vermek için değil, onların yanında olduğunuzu hissettirmek ve göstermek için, dinleme yapılmalı. Bu adımı uyguladıktan sonra, aile bireyleri talepler karşısında nasıl bir yol izleyebileceğini açık ve esnek şekilde dile getirebilmeli. “Sen Ne İstiyorsan Yap, Biz Arkandayız, Rahat Ol” gibi cümleler, emin olun çocuklarınızın duymak istediği cümleler değildir, çünkü tutulabilir bir yanı yok. Aksine, bu dönemde çocuklarınıza tutulabilir ve öngörülebilir bir yaklaşım göstermelisiniz, en kritik noktalardan biri bu.
Yazımın 2.bölümünde biraz da olsa bölümlerden ve geleceğe yönelik neler öne çıkabilir bu konuda yazacağım. Bu konu özellikle son yıllarda, teknolojinin hızlı gelişmesi ve hayatımıza entegrasyonu ile dönüşüm yaratması açısından kritik bir durum olarak gözlemleniyor. Herkesin aklına gelen ilk şey, “YAPAY ZEKA”. Yapay zekâ işimizi elimizden alacak mı, herkes kodlama öğrenmeli mi, yazılım veya bilgisayar mühendisliği gibi alanlar dışındaki mühendislikler yetersiz mi gelecek açısından bunlar ve dahası sorular geliyor aklınıza ya da dillendiriyoruz her gün.
Öncelikle şunun altını çizmek isterim, yapay zekâ olsun ya da olmasın, bir ülkenin eğitim politikası sadece kaç yıllık zorunlu eğitim olmalı ya da meslek edindirici liseleri ne yapmamız lazım diye şekillenmemeli. Sizin bugün yaşayacağınız en temel sorun, ülkenizde neyin gerekli, neyin daha az gerekli olup olmadığını konuşan ya da bunu politika halinde, siz öğrencilere sunarak, sizlerin gelecek kaygılarını azaltan bir yaklaşım yok. Durum böyle olduğunda, birçok alanda işsiz veya da çok düşük maaşlarla çalışan bir ekosistem yaratılmış oluyor. Bu durumun yapay zekâ ile ilgisi yok, bu zaten böyleydi, ama yapay zekâ gelişimi bu süreçlerin hızlanması ve insanların işsizlik süreçlerinden, alakasız alanlarda çalışmasına yol açtı ki, hayatta kalma buna denir.
Peki hangi bölümler bizlere esneklik kazandırır ve gelecekte de hem kendi gelişimimi sürdürme imkânı hem de çalışma ihtimalim olabilsin. Sizlere kısacası, beşerî bilimleri öneririm. Beşerî bilimler, bugün hayatımızda olan tüm teknolojik süreçlerin temelinde oturan ve bizlerin yapay zekayı geliştirirken direkt olarak danıştığımız alanlardır. Ancak sizlere, beşerî ve sosyal bilimleri önerme sebebim temelde bu değil. Asıl önerme sebebim, gelecekte teknolojinin daha da hayatımıza entegre olduğu süreçlerde, tüm şirketler ve kurumlar, sürdürülebilir ve verimli bir ortam nasıl yaratırız konusu üzerine düşünmek ve çalışmak zorunda kalacak. Çünkü bizler insan-insan etkileşimine ihtiyaç duyan, sadece istediği yapıldığında değil, karşılıklı etkileşim kurduğunda, gelişimini sağlayan canlı türleriyiz. Bu perspektiften bakıldığında, insan davranışlarını anlamak, doğayı anlamaya çalışmak ve en önemlilerinden biri kültür yapısını anlamak, gelecekte çok daha önemli ve ihtiyaç olacak alanlardır. Dolayısıyla, sizlere mühendislik alanlarına takılı kalmadan, size “KOD” yazmayı öğreten değil, ne için “KOD” yazman gerektiğini anlatabilecek bir ortama ihtiyaç olacağını söylemek isterim. Geleceğin robotların değil, insanların nasıl bir arada yaşayabileceğini ve değişimlere ayak uyduramadığında nasıl çözümler üretebilecekleri konuları hayati derece önemde olacak.
Bu ilk yazımı burada bırakmak istiyorum, genel bir perspektif açmak istemiştim. Çocuklarımızın gelecekte ne olacak sorularını ve gelecek nasıl olabilir sorusuyla harmanlamaya çalıştım. Diğer yazım, bugün girdiğiniz bölümün 5 yıl sonraki durumu ne olabilir konusuyla ilgili olmasını düşünüyorum.
Sevgilerimle,
Uzm. Psikolog Ozan ÖDÜL
Bir Cevap Yazın